‘ALINTI’ Kategorisi için Arşiv

HEPSİNİ ÖĞREN

Yayınlandı: Aralık 10, 2011 / ALINTI

Sevmeyi öğren: Sevdikçe varlığının kâinatla toplandığını görürsün. Sevince, kendini kendinden öte taşırsın. Sevince kalbine yeni ve sonsuz kanatlar takarsın. Sevince, mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara varırsın.

Bağışlamayı öğren: Bağışladıkça dostlarının sayısını onla çarpmış olursun. Bağışlamak kalbinin yükünü azaltır. Bağışlayınca, kalbine batan dikenler güle döner. Bağışlayınca önce kendini bağışlamış gibi olursun, nefretin ve kinin yükünü omzundan atarsın.

Pişmanlık duymaktan korkma: Pişmanlığını itiraf ettikçe hatalarının küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğini görürsün. Pişmanlık sancısını göze aldığın sürece, hatadan dönmenin lezzetini de yaşamaya başlarsın. Pişmanlık içtenliğin sınamasıdır. İçtenliği olmayanlar pişman olamazlar. Pişman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.

Hatırlamayı öğren: Hatırladıkça, sevgilerinin karekökünü bulup, onlardan hüznü çıkardığını fark edersin. Hele de çocukluğunu çok hatırla ki, hiç endişesiz mutlu olduğun anları yeniden yaşa. Mutlu olmayı beceremeyen biz büyüklere içimizdeki çocuk mutluluğun sadelik ve hırssızlıkla ilgili olduğunu fısıldar. Dur ve dinle çocuğunu.

Değer vermesini öğren: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla çarpabildiğini görürsün. Değer vermeden geçirdiğin günün güneşi hiç doğmamış gibidir. Değerini bilmediğin eşyaya hiç sahip olmamış gibisindir. Değerini bilmediğin dostların sana göre hiç yaşamamış gibidir. Değer vermesini öğrendiğinde, hayatın sahihleştiğini fark edersin. Daha yavaş yürürsün ama adımlarını yere sıkı basarsın.

İltifat etmesini öğren: İltifat ettikçe, insanlarla arandaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu görürsün. İltifat etmek yalan konuşmak demek değildir. İltifat, muhatabının görmek istediğin yere ulaşması ve oradan öte geçmesi için temennide bulunmaktır.

Özür dilemesini öğren: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark edersin. Ayrıca bak: “Pişmanlık duymaktan korkma” öğüdü.

Aşktan korkma: Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini görürsün. Aşk pürüzleri yok eder; dikenleri gül eder, acıları haz eyler.

Ara sıra hüzünlen: Hüznün kalbine dokunmasına izin ver. Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü görürsün. Hepimiz ayrılıkların kuşattığı bir adada şimdilik yaşayan fanileriz. Hüzün, faniliğin ince sızısını kalbine hissettirdiği için, seni ebediyete komşu eder. Hüznünü öldürürsen ölümü anlayamadığın gibi hayatı da anlayamazsın.

Ve bir gün öleceğini bil: Kesinlikle öleceksin ve öldüğün gün anlayacaksın ki, yaşadığın hayat, paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursan ol, hepsi son işlemde sıfıra eşitlenir. Kesrin üzerine, yani bu dünyaya, sonsuzluk cinsinden bir şeyler koyman gerekiyor. Yoksa “elde var sıfır”

Her gün yeniden uyan: Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için, bir şafak vakti ne kadar da sıradandır. Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının ardına sakladığı gözleri gibi her daim uykuda bırakan için, bir gün doğumu “sabahın körü” olasıca karanlıktır. Kulluk heyecanını avucunda tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için, bir seher vakti eğreti ve tanımsız bir vakitsizliktir. Haydi, aç gözlerini! Aç gönlünü! Şimdi ve burada var olduğunu fark et. Var edildiğini fark et. Buraya, bu sabaha bir insan olarak gönderildiğini bil. Bu sabahın senin için, sana özel olarak yaratıldığını fark et. Uyan! Güneş senin için doğuyor.

Senai DEMİRCİ

Reklamlar

Kazım’dan…

Yayınlandı: Kasım 7, 2011 / ALINTI

“Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,

günün karanlık saatlerine,

ara sıra kopsa da fırtınalara,

bir gün boğulacağımız denizlere,

eski günlere,

neler olacağını bilmesek de geleceğe,

kötülüklerle dolu olsa bile tarihe,

tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara,

Donkişotlar’a,

ateş hırsızlarına,

Ernesto ‘Çe’ Guevara’ya,

yollara-yolculuklara,

sevgililere,

sevişmelere,

sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara,

üşürken ısınmalara,

her şeyden sıcak annelere,

babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz…

Kötü şeyler gördük.

Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük.

Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.

Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.

Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.

Biz de öldük.

Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.

Teşekkürler dünya.”

KAZIM KOYUNCU

‘O’nun ilk aşkı olmayabilirsin…

Yayınlandı: Ağustos 22, 2011 / ALINTI

”O’nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da hatta bir tanesi de.

Daha önce aşık oldu, tekrar olabilir.

Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki?

Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz.

Ama şayet o seni güldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa, kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar.

Onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver.

Seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir ‘kalbini’.

Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme.

Seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil.”

Bob Marley

BİR İLİŞKİ NASIL OLMALIDIR 1.MANİFESTO

Yayınlandı: Ağustos 19, 2011 / ALINTI

1. Bir ilişki ilişmekle yetinmemelidir. Kıyıya, köşeye, ucuna veya kenarına oturmakla, oturuyormuş gibi yapmakla gemi yürütülmez. Üzerine oturulacak şey süngü bile olsa, tam anlamıyla oturmak şarttır.

2. Islak olmayan bir ilişki düşünülemez.

3. Aslında ilişki diye bir şey yoktur; her şey palavradır. İki insan ancak birbirlerine ilişmedikleri sürece birbirlerini yaşatabilir. Birlikte değişim bir ortaçağ yalanıdır.

4. Olmuyorsa olmuyor kuralı: kelek kavuna şeker serpmek kadar anlamsız bir hareket daha bulunabilir, ama bu zor olacaktır.

5. Herkesin kavun yerine ayva yemeye hakkı vardır.

6. Duvar çentiklerinin gölgesinin derin olacağı unutulmamalıdır.

7. Söylenmeyen söz ağırlaşır.

8. Herkesin kendine ait bir karanlığı olması gerektiği, tartışılmaz bir gerçektir.

9. Bir ilişkide gerçek diye bir şey yoktur. Dolayısıyla kaç kilo ettiği bilinemez.

10. Avukatlar ve polisler, sevgiyi mülkiyet kanunlarının hükmüne sokmakta başarısızlığa uğramaya mahkumdur.

11. Bedenlerin birbirine alışması söz konusudur. Bu, beyinler için de geçerlidir. Bu konuyla küçük mavi cinler ilgilenecektir.

12. Acı çektirme sanatı gün geçtikçe ilerlemektedir.her ilişkinin amacı, bu sanatı kusursuzluğa ulaştırmak için çabalamaktır.

13. Her insanın duvarları vardır. Her duvarın gedikleri vardır. İlişkide dürüstlük, insanların birbirlerine verdiği ve bu gedikleri gösteren haritaların doğruluk derecesiyle orantılıdır. Orantı sabiti 1.7’dir.

14. Duvarlara işemeyiniz.

15. Her insanın paspas olmaktan sıkılmaya hakkı vardır.

16. Beklemek erdem değil, çaresizliktir.

17. İnsan temelde yalnızdır. Üst katlar için kesin bir şey söylenemez.

18. Yalnızlık paylaşılmaz. Paylaşılırsa raconu kalmaz.

19. Erken kalkanın kahvaltıyı hazırlaması, uzun vadede bir ütopyadan ibarettir.

20. In the long run we are all alive.

21. İnsan tek başına da sıkılabiliyorsa bu becerisini geliştirmelidir.

22. Aslıda ilişki diye bir şey vardır. Her şeyin palavra olması hiçbir şeyi değiştirmez. Aşk her ilişkide bir olasılıktır. Yaşam da her ilişkide bir olasılıktır. Dolayısıyla aşkın ne olduğu bilinmemekle birlikte yaşam aşktır. Bu madde, 3. maddeyle çelişmez.

23. Diğerinin pisligini temizlemek, aşkın varlığını kanıtlamaz. Diğerinin aşkını temizlemek, pisligin varlığını kanıtlar.

24. Metal yorgunluğu, uzun süre sıkılı kalan bir vidanın ya da bükülü duran bir levhanın yorulup kırılması gibi bir şeydir. Aynı paralelde ilişki yorgunluğundan söz edilebilir.

25. İlişki, il-İŞ-ki değildir. Fazla mesai ücrete tabi değildir. Görev bilincinizi munasip bir yerinize sokunuz.

26. İlişkilerde eşzamanlılık olanaksızdır. Herkesin zamanı kendine göre işler. Ortada tek bir dağın olması, değişik açılardan bakıldığında değişik şeyleri görüldüğü gerçeğini değiştirmez.

27. Rüyalar, anılar kadar önemlidir. Tabiri caizdir.

28. Herkes kendi efsanesini kurmak ve yaşatmakla yükümlüdür. Ancak bireysel efsaneler var olduğunda ortak bir efsane oluşturulabilir.

29. Dil, iletişim kurmak için başvurulacak son amaçlardan biri olmalıdır. Bir çelişki gibi görünse de konuşmak şarttır. Bu, koklaşmanın ve telepatinin önemini hiçbir şekilde yadsımaz.

30. Yolların uzun ve ince olması, üzerlerinde gündüz-gece gidilmesini gerektirmez.

31. Her son’un nasıl olacağı en başından bellidir.

32. Eğer bir ilişkinin bitmesi mümkünse bitecektir.

33. Bunun birinci manifesto olması, ikinci bir manifestonun olmayacağı anlamına gelmez.

CEM AKAŞ

YAŞAMI ERTELEMEK

Yayınlandı: Ağustos 9, 2011 / ALINTI


Beni her ölüm etkiler.
Tanımasam bile üzülürüm
Yitirilmiş ümitlere…
Hiç gerçekleşmeyecek ideallere,
Yaşanmamış sevgilere üzülürüm…
Bu yüzden, korkarım yaşamı ertelemekten.
Ne yapılması, ne söylenmesi gerekiyorsa
Söylenmeli, yapılmalı.
Seviyorsanız, sevdiğinizi bugün söyleyin.
Sevdanızı bugün yaşayın.
İşinizde yapılacak ne varsa
Bir an önce yapın.
Yarın çok geç olabilir…
Bir anda bitebilir her şey.
Yaşamak için acele edin bence.
Kısa yaşanmışlıklar,
Yaşanmamışlıklardan daha iyidir.
Geriye dönüp baktığınızda “keşke”ler
Çoğunlukta olmasın.
Uzun vadeli hedefler için bile
Bugünden harekete geçmeli.
Yarınlar çok uzakta olabilir.
Daha okulda başlamıyor muyuz
Ertelemeye yaşamı?
Hep yarına yatırım, bu günü sonra
Yaşamacasına…
“İşe gireyim, sonra…”
“Evleneyim, sonra…”
“Çocuklar büyüsün, sonra…”
“Emekli olayım, sonra…”
Sonra…
Sonra…
Sonra…
Bu sürecin başında, ortasında,
Yaşam her an sona erebilir.
Sonrası olmayabilir.
Fedakârlıklar güzel ama unutmayalım:
Herkes kendi hayatını yaşar…
Ertelenen
sevdaların
bedelini
ödemiyor yaşam.
Tayfun Talipoğlu

Hayatın Boşluğu Öğretisi Üzerine

Yayınlandı: Ağustos 8, 2011 / ALINTI

Zaman anların birbirini takip edişiyle eşyanın ve kendimizin mutlak manada boş varlığına bir gerçek görüntüsü kazandıran beynimizdeki bir aygıttır.

Geçmişte ele geçen ve şöyle ya da böyle bir haz yahut mutluluk vaat eden fırsatları değerlendirememekten ötürü üzülüp pişman olmak bir insan için ne büyük budalalıktır!

Şimdi onlardan geriye elimizde ne kalacaktı?

Bir hatıranın gölgesi sadece.

Aslında bu dünyada payımıza düşen herşey için de aynı şey geçerlidir. Dolayısıyla bizatihi zamanın biçimi hiç kuşku yok bize her türlü dünyevi coşku ve hazzın beyhudeliğini belletmenin çok iyi hesaplanmış bir yoludur.

Varolşumuzu biteviye akıp giden, göz açıp kapayıncaya kadar kayboluveren şimdiden başka destekleyecek bir dayanak yoktur. Dolayısıyla esas itibariyle, her daim peşinde koşup durduğumuz dinginliği hiçbir zaman bulma ihtimaline sahip olmaksızın, hayatımızın sürekli devinim biçimine bürünmesi gerekir.

Hangi türden olursa olsun atalet ya da istikrarın olmadığı, kalıcı olan herhangi bir şey ihtimalinin bulunmadığı, bilakis her şeyin dipsiz bir değişim ve devridaim girdabına bırakıldığı, herkesin pür telaş koşturup durduğu ve dengeyi (ipteki bir cambaz gibi) ancak sürekli ilerleme ve devinmeyle ayakta tuttuğu bunun gibi bir dünyada, mutluluğu tasavvur etmek bile imkansızdır. Platon’un dediği gibi mutluluk “sürekli oluşun ve asla var olmayışın” yegâne varoluş biçimi olduğu bir yerde barınamaz.

Her şeyden evvel hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur, onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride.

O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.

 

Arthur Schopenhauer 

ÖZGÜRLÜK İÇİN DÖRT İŞLEM

Yayınlandı: Ağustos 3, 2011 / ALINTI

Kendini kendinle topla
Herkes biliyor ki:

Herkes için her şey olamazsın
Her şeyi bir anda yapamazsın.
Her şeyi mükemmel yapamazsın.
Her şeyi herkesten iyi yapamazsın.
Sen de herkes gibi bir insansın.

Öyleyse:
En azından birisi için önemli bir şey ol.
Bir anda sadece bir şey yap.
Bir şeyleri hep eksik bırakacağını hatırla.
Bir şeyi herkesten iyi yapmaya bak.
Böylece hiç kimsenin senin gibi olamadığını gör.
Herkesin herkes gibi olmaya çalıştığı yerde
sen sen ol böylece herkesten daha iyi ol.

Kendini kendinden çıkar

Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Yaşın kaç ise bir o kadar rakamı yaşından çıkar ki geriye sıfır kalsın.
Hayata başladığın güne git.
Doğduğun gün ağzından çıkan ilk çığlığı hatırla. Şu anda yaşadığın şehirde bir günde yüzlerce binlerce bebek doğuyor.
Hepsi de bir çığlıkla karışıyorlar hayata.
Kendine bir sor; onların doğması ne kadar umurunda?
Ne kadar önemsiyorsun uğramadığın bir yerde tanımadığın bir kadının tanımadığın/tanımayacağın bir bebeği doğurmasını?
Doğduğu gün işte sen de böylesine umursanmaz biriydin.

Şükür ki yanı başında annen baban vardı da dünyaya ilk acemi bakışlarına şefkatli bakışlarıyla karşılık verdiler.
Elinden tuttular ninni söylediler büyüttüler beslediler seni.
Seni önemli kılan onların sevgisiydi.
O sıralar seni ne Nike tanıyordu ne Coca-Cola önemsiyordu ne de LCW düşünüyordu.
Seni önemeyenler üstünde hiçbir şey olmadığı halde önemsiyordu seni.
Seni sadece sen olduğun için seviyorlardı.

İstersen doğduğun günden biraz daha geriye gidelim. Birkaç ay daha geriye..
O zamanlar annenin karnında karanlıklar içindeydin.
Sadece onun fark ettiği onun hissettiği biriydin. Oracıkta kala kalsaydın ya da hiç çıkamasaydın kimse önemsemeyecekti seni.
Bildiğin bütün markalar seni hesaba katmadan satmaya devam edecekti sevdiğin bütün reklamlar seni düşünmeden oynayıp duracaktı.

Bir de şöyle düşün: Sen içerideyken henüz gözlerin tamamlanmamıştı; gözlerinin olmadığını gören gözlerinin olması gerektiğini düşünen gözlerini olması gerektiği gibi olması gereken yere koyan ne annendi ne babandı ne de kendindin.
Sana sorulmuş olsaydı henüz ışığı bile tanımadığın için gözlerine ihtiyacın olmadığını söylerdin.
Sana sorulmuş olsaydı henüz yolları bahçeleri kaldırımları vitrinleri görmediğin için ayaklarıma gerek yok derdin.
Belki ellerini bile istemeyecektin.
Belki yüzünü bile gereksiz görecektin.

Şimdi bir düşün seni önemli kılan gözlerinin önüne taktığın gözlük mü ayaklarına geçirdiğin ayakkabı mı ellerine taktığın eldiven mi boynuna doladığın atkı mı?

Birkaç ay daha geriye gidelim.
Henüz iki hücreden ibaretsin.
Annen bile farkında değil varlığının.
İki hücre hâlâ daha nasıl olduğunu anlayamadığımız bir hızla olağanüstü bir düzenle çoğalıp ayrışmasaydı da anne rahminden düşüverseydin kimse fark etmeyecekti seni kimsenin fark ettiği biri olmayacaktın.
Hatta bir adın bile olmayacaktı.

Hiç doğmasaydın şu an aramızdan eksik olacaktın. Ama eksikliğini bile fark etmeyecektik. ………şimdi burada olsaydı! bile diyemeyecekti annen baban ve sınıf arkadaşların.
Çünkü olmayacaktın ve olmadığın için de olmadığın fark edilmeyecekti.
Örneğin ……… seni ne kadar özledim! diyen bir arkadaşın olmayacaktı.
Çünkü hepten eksik olduğun için arkadaşın eksikliğini çekmeyecekti.

Senin anlayacağın hiç var olmamak ölmekten beterdir.
Öldüğünde hiç olmazsa ardın sıra ağlayanların olur eksikliğini çekenler olur özleyenlerin olur. Ama hiç yaşamadığında hesaba katılmazsın sözün bile edilmez.
İşte şimdi hesabını yeniden yap; kendini kendinden çıkar.
Geriye sıfır kaldığında yani sen adı bile olmayan bir hücre topluluğu olduğunda seni önemseyen kim olabilir?
Tanıdıkların içinde öyle biri var mı?
Sevdiklerin arasında seni hiç yokken seven biri var mı?
Örneğin yüzün ortada bile değilken yüzünü özleyen biri var mı?

Nasıl olabilir ki?
Seni en çok sevenler bile seni sen varolduğun için sevdi. Şimdi sen seni sen yokken bile seven birini düşünmek istemez misin?
Seni sen var olduğun içen sevenleri hatırladığın kadar seni sevdiği için var edeni hatırlamak istemez misin?

Kendini kendinle çarp

Bu sabah aynaya bir bak. Bakalım kimi göreceksin.
Elbette yeryüzündeki bütün insanlara benzeyen bir insan yüzü. Kaşları gözleri yüzü burnu kulakları saçları ile sen de herkes gibi bir insansın.
Ama aynada herhangi bir insanı görüyor değilsin. Kendini görüyorsun.
Tümüyle sana özel sadece senin için yaratılmış bir yüz görüyorsun.
Yani senin yüzün gibi başka bir yüz yok.
Onun için yüzüne bakanlar seni sadece seni görüyorlar.
Seni tanıyanlar yüzünden tanır sevenler yüzünü sever. Herkese benzeyen birini değil.
Bütün zamanlarda senin yüzün gibi bir yüz olmadı senin yüzün gibi bir yüz olmayacak.
Şimdi tekrar düşün.
Sen en azından yüzüne bakarak anlayabileceğin gibi seni yaratan için bir tanesin biriciksin çok özelsin.

Aynaya bakıp yüzünü gördüğünde hep bunu hatırla.

Sen hayran olduğun birilerine benzediğin için önemli değilsin.

Sen şarkılarını severek dinlediğin şarkıcı gibi konuştuğun için özel değilsin.

Sen giydiğin ayakkabı sayesinde tuttuğun takımın Başarıları yüzünden tişörtünün üzerinde yazan marka için biricik değilsin.

Sen sadece Sen olduğun için önemlisin.
Seni biricik bi tanecik ve özel olarak yaratan yaşatan bir Yaratıcı seni önemsediği için önemlisin.

Kendini kendine böl
Etrafına bir bak.
Ne kadar çok insan ne kadar çok şey peşinde koşuyor.
Çok para çok mal çok yer çok iş çok yemek çok araba çok tatil çok çok Ne kadar telaşla yaşıyorlar.
Herkesin çok acelesi var çok telaş içindeler çok koşturuyorlar hep bir yerlere yetişmek istiyorlar.

Durup kalsalar kaybedecekler sanki.. Koşturmasalar ellerindekileri düşürecekler gibi.

Şimdi bir de kendine bak.
En çok ne mutlu ediyor seni?
Kimler sana gerçek dostluk yüzü gösteriyor?
Kaç sahici arkadaşın var?
Kaç sırdaşın var?
Çok az şey mutlu ediyor seni. Dostların pek az. Arkadaşlarının ve sırdaşlarının sayısı bir elin parmağını geçmiyor.
Bazen sadece nefes almak seni mutlu etmeye yetiyor.
Özlediğin bir dostunu görmek özlediğin bir sahilde yürümek sevdiğin bir yiyeceği yemek sevdiğinin iki gözünün içine içine bakmak mutlu ediyor seni.
Hepsi az şeyler.. Çok az şeyler

Şimdi geri dön.
Dur ve yeniden bak.
Meydanlarda koşturan insanların aradıklarını bir düşün.
Merdivenleri telaş içinde tırmanan otoyolları son hızla tüketen kalabalıkların neyin peşinde olduğunu düşünmeye çalış.
Aslında onların çoğu senin çoktan bulduğun çok az şeyin peşinde.
Ama çok koşturdukları için bir türlü durup kendilerine soramıyorlar.
Yazık ki aradıklarını sandıkları şeyi bulduklarında da tanımayacaklar.

Sen senin için önemlisin.
Biricik olduğun için önemlisin.
Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırak.
Kendini kendinle kıyasla.

Kendini başkalarının yaşadıkları ile tanımlamak yerine kendi yaşamınla tanımla.
İçinde başkasının plağı çalmasın.
Kendi sesinle konuş.
Kendi yüzünle bak hayata.
Kendini önemli bilerek yürü sokaklarda.

Nefes alıp verebildiğin için güneşe çıplak gözle bakabildiğin için rüzgârı hissedebildiğin için mühimsin.
Yaratıldığın için önemlisin.
Kendini kendine bölersen eline tam tamına bir 1 geçecek.

Ne yarımsın ne eksiksin ne de kimselerin seni tamamlamasına ihtiyacın var. Sen mühimsin.

Senai Demirci

RAKI İÇMENİN 100 NEDENİ

Yayınlandı: Temmuz 25, 2011 / ALINTI

‎1. Can bu, çeker.
2. Uzaklardan bir dost gelir.
3. Mesai uzar.
4. Aşıksındır.
5. Rakısız memlekete gideceksindir.
6. Terfi etmişsindir.
7. Kerahet vakti gelmiştir.
8. Uğurlayacak birileri vardır.
9. Bünyenin “reset”lenmeye ihtiyacı vardır.
10. Günlerden pazartesidir.
11. Bir hayalin gerçek olmuştur.
12. Ortamda herkes rakı içmektedir.
13. O gün, doğum günündür.
14. Cemreler düşmüştür.
15. Abin gelmiştir.
16. Canın eve gitmek istemez.
17. Bira hamallıktır.
18. İçin kıpır kıpır, deniz kıpırtısızdır.
19. Yabancı arkadaşların gelmiştir.
20. Günlerden salıdır.
21. Akşam ne pişireceğini bilmemektesindir.
22. Evlenmişsindir.
23. Bir karar vermen gerekiyordur.
24. İstifa etmişsindir.
25. Rüyana çilingir sofrası girmiştir.
26. Birilerinin doğum günüdür.
27. İşe girişinin yıl dönümüdür.
28. Arkadaşların evlenmiştir.
29. Efkâr basar, bazen.
30. Günlerden çarşambadır.
31. Kar yağar, beyaz çağrışım yapar.
32. Akşam yemeğini yakmışsındır.
33. Arkadaşların arar, çağırır.
34. Terk edilmişsindir.
35. Sevdiğin birinin ölüm yıl dönümüdür.
36. Diş ağrısı tutmuştur.
37. Çarşıda gezerken birden gözüne balıklar ilişiverir.
38. Nostaljik hissetmektesindir.
39. Aileye bir bebek katılmıştır.
40. Günlerden perşembedir.
41. Sevdiğin kız sana abi demiştir.
42. Kovulmuşsundur.
43. Kamyonlar rakı taşır, sen hep onu düşünürsün.
44. Rakısız memleketten dönmüşsündür.
45. Evde dünden kalan zeytinyağlılar vardır.
46. Tuttuğun takım süper goller atmıştır.
47. İlham perilerini çağırmanın zamanı gelmiştir.
48. Karpuz kabuğu denize düşmüştür.
49. Patronundan papara yemişsindir.
50. Günlerden cumadır.
51. Liseden arkadaşlarla toplanacaksınızdır.
52. Evde elektrikler kesilmiştir. Rakı soğuk içilir.
53. İş yetiştirmen gerekiyordur.
54. Boğaz’a bakmaktasındır.
55. BüyükKeyif.com’a girmişsindir.
56. Dünyanın çivisi çıkmıştır.
57. Proje yetişmiyordur.
58. Henüz denemediğin bir sürü rakı vardır.
59. Yeni yıl gelmiştir.
60. Günlerden cumartesidir.
61. Piyangodan para çıkmıştır.
62. Dünya Rakı Haftası’dır.
63. Maaşlar yatmıştır.
64. Ağaçlar çiçeğe durmuştur.
65. Tuttuğun takım ligden elenmiştir.
66. Rüyana Dario Moreno girmiştir.
67. Muhsin Bey’i izlemişsindir.
68. Gökte dolunay vardır.
69. Felekten bir gece çalmak ister gönül.
70. Günlerden pazardır.
71. Biri sana ehlikeyif hediye etmiştir.
72. Neyzen okumaktasındır.
73. Barbunya pilaki yapmışsındır.
74. Çayıra çimene gidiliyordur.
75. Mısır’daki akrabalarından miras kalmıştır.
76. Dolapta öylece sana bakan bir şişe vardır.
77. İnceden bir yağmur yağmaktadır.
78. Ege’desindir.
79. Selvi Boylum Al Yazmalım’ı izlemektesindir.
80. Az zamanda çok işler başarmak istemektesindir.
81. Damar şarkılar çalıyordur.
82. Akdeniz’desindir, başın döner.
83. Mesleğin barmenliktir.
84. Baldan tatlı bir muhabbet edesin vardır.
85. Birileri canını sıkmıştır. Rahatlaman lazımdır.
86. Bahar gelmiş, erik çıkmıştır.
87. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara karışmak istiyorsundur.
88. Varoluşsal problemler yaşamaktasındır.
89. Feleğin tekerine çomak sokasın vardır.
90. Sabahtan beri “Yine mi Çiçek” şarkısını mırıldanıyorsundur.
91. Her şey yolundadır.
92. Doktor “her akşam bir tek at” der.
93. Rakım 1500’dür.
94. Ağız tadı nedir bilmektesindir.
95. Şaire özenmiş, şişede balık olmak istersin.
96. Ege kıyılarındasındır, çarpar.
97. Daha önce denemediğin bir meze vardır.
98. Arkadaşların arar, çağırır.
99. Yeni kadehler almışsındır.
100. Rakı içmek için bir bahaneye ihtiyacın yoktur.

HAYATIMIZDA Kİ 4 İŞLEM

Yayınlandı: Haziran 27, 2011 / ALINTI

 Gereksiz insanları başına toplama.

Kim olursa olsun sana kattığı birşey yoksa,hemen onu hayatından çıkart.

Kimse için hayatını bölme,yaşamaya devam et.

Gerçekleri kendi yüzünede olsa çarpmayı bil.

(=)  MUTLUSUN 

 

İDEAL İNSAN

Yayınlandı: Haziran 20, 2011 / ALINTI
Kendini boşuna tehlikeye atmaz. Çünkü onu kaygılandıran pek az şey vardır. Fakat önemli durumlarda hayatını bile seve seve verir. Bazı şartlarda, yaşamanın anlamı olmadığını da bilir.

İnsanlara yardıma koşar, kendisine yardım edildiğindeyse utanır. İyilik bağışlamak bir üstünlük belirtisidir. İyilik görmekse bir alçalmadır.

Kamu gösterilerine katılmaz. Sevdiği sevmediği ortadadır. İnsanları ve nesneleri umursamadığından dürüst davranır, açık konuşur.

Gözünde hiç bir şey fazla büyük olmadığı için, hiç bir şeye karşı da fazla hayranlık duymaz. Fakat dostuna karşı alttan alır, yoksa bu tür davranış bir köle özelliğidir.

Garez nedir bilmez, hadiseleri unutur, yürek incitecek şeyler üstünde durmaz. Konuşmak için can atmaz. Övülmesi yahut yerilmesi onu ilgilendirmez.

Düşman da olsa, başkaları hakkında kötü konuşmaz, ancak o kişi kendi kendinin düşmanıysa iş değişir. Ağır başlı davranır, sesi toktur, sözleri ölçülüdür; telaşlı değildir, çünkü pek az şey onu kaygılandırır; hiç bir şeye fazla önem vermediği için de hiddete kapılmaz. Cırtlak ses, acele adımlar, kaygı içindeki adama yakışır.

Hayatın cilvelerini vakar ve sükunetle karşılar, az sayıdaki askerlerini büyük bir savaş stratejisi ile idare eden usta bir general gibi, içinde bulunduğu durumdan elinden geldiğince yararlanır.

En iyi dost kendisidir, yalnız kalmaktan hoşlanır, erdemi ve yeteneği olmayan kişinin en büyük düşmanı ise kendisidir, yalnızlıktan o korkar.

ARISTO