MEÇHUL SEVGİLİYE

Yayınlandı: Şubat 13, 2012 / KONUK YAZARLAR

 

Kaç zamandır yalnızdı aslında şuursuz ve sorumsuz kalabalıklar dünyasında yaşasa da. Kaç zamandır sessiz ve sakindi aslında tarifi imkansız fırtınalar ruhunda kopsa da. Ve kaç zamandır yoktu aslında kendisi hala var olduğunu sansa da. Sevmek istiyordu, paylaşmak, zenginleşmek ve çoğalmak… Sevmek istiyordu, zincirlerini kırıp hayata sımsıkı bağlanmak… Sevmek istiyordu, bedenini bir sevgilinin şefkat ve merhamet dolu kollarına bırakıp küçük bir çocuk gibi okşanmak... Günahlarından arınıp ebedi saadete ulaşmak… Ve istiyordu ki sevildiğini bilmek, kendini değerli hissedebilmek, egolarını bitirmek, benliğini yok etmek, parçayı tamamlayıp bütüne kavuşabilmek…

Kaç zamandır yüreğinin derinliklerinde biriken paslanmış duygularını bir yanardağın lavı misali boşaltmayı ve rahatlamayı diliyordu. Bu, o kadar da kolay olmayacaktı, bunu çok iyi biliyordu. Bunun için elini tutup sıcaklığını bütün bedeninde hissedebileceği, gözlerinin içine baktığında bir mum gibi eriyebileceği, dağınık saçları okşandığında bir annenin sevgisini tadabileceği, aşk susuzluğundan çatlamış dudaklarını ıslak dudaklarına değdirdiğinde alev alev yanabileceği, hakiki aşkı bütün iliklerine kadar yaşayabileceği velhasıl kelam ölümünde bile hayat bulabileceği hem sevgili hem dost hem arkadaş hem de bir sırdaş arıyordu. Gerçekten arıyor muydu bunu kendisi de bilmiyordu. Yoksa bütün çırpınışlarına rağmen aşk kendisine mi uğramıyordu? Kafası karışık, zihni bulanık, kalbi kırık, kelimenin tam anlamıyla darmadağınık bir haldeydi ve ne yazık ki problemi çözemiyordu. Zaten matematikten hiç çakmıyordu ve ismini duyduğunda tüyleri diken diken oluyordu. Çok bilinmeyenli bir denklem gibiydi, başkaları tarafından bile çözülemiyordu. Acaba sevdiği ve gönül verdiği insanlar da mı matematikten hiç hoşlanmıyor hatta nefret ediyordu?

Nerede bir çift sevgili görse hüzne dalıyor, içi burkuluyor ve kalbi acıyordu. Binbir çeşit soru kafasının içinden bir film şeridi gibi süratle geçiyordu. Niçin ben de onlar gibi olamıyorum, kalbimi bir başkasına verip gönlümü kaptıramıyorum, doğanın kanunlarına aykırı hareket ediyorum ve hayatın anlamını kavrayamayıp tadını çıkaramıyorum diye kendi kendine hayıflanıyordu. Yalnızlığından her zaman dem vururdu ve noksanlığı hep kendi kişiliğinde bulurdu. İnsan olmasının gerektirdiği en doğal duygularına aşılmaz engeller koymasının sebebi belki de anlamsız, saçma sapan, utangaç bir gururdu. Hem saf ve mağrur bir Anadolu çocuğuydu hem de insanlar tarafından yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Yaşamın acı fakat insanoğluna tecrübeler kazandıran, insanı olgunlaştıran, bir bakıma insanı insan yapan hakikatlerinden mi çekiniyordu? Aynanın karşısına geçip kendisiyle yüzleşmeye cesaret ettiği dönemlerde zihninden kimbilir hangi fikirler geçiyordu? Bu duygu ve düşüncelerini sevdikleriyle ya da sevdiğini zannettiği kişilerle niçin paylaşmıyordu? Bir yandan beynini kemiren, ruhunu daraltan, moralini bozup canını sıkan bu sorularla uğraşırken diğer taraftan da sanki bilekleri kesilmiş bir insan misalinde olduğu gibi oluk oluk kan kaybediyordu. Bakışları gittikçe donuklaşıyor ve anlamsızlaşıyordu. Bütün bu hengame içinden kurtulup huzur bulabileceği bir çıkış yolu arıyordu. Hiç tahmin edemiyordu vuslata ne zaman ereceğini… Küllenen ateşin ne zaman söneceğini…

Ah bir gelebilseydi bu sevgili! Mis kokulu ipek saçlarını savurarak neşe içinde ve özgürce, yüreğinde hiç bitmeyen umutlarla, gül cemalinde bir tebessüm sıcaklığıyla, gözlerinde ışıl ışıl bir parıltıyla, kalbindeki en saf, en temiz, en içten duygularıyla, bir ilkbahar yağmurunun gönül ferahlığında, bir sonbahar rüzgarının en köklü ağaçların sararan yapraklarını döken uğultularında, bir kış mevsiminin en dondurucu kar fırtınalarında, bir Akdeniz akşamının tatlı sarhoşluklarında… Gönlünde ebedi bir aşkla gelebilseydi ve kendisini sonsuzluğu kucaklayan kollarına atabilseydi beyaz atlı prensinin…

Ah bir inanabilseydi bu güzel rüyanın gerçekleşebileceğine! Dokunabilseydi sevgilinin o sımsıcak tenine. Ruhunu ruhunda hissedebilseydi bütün benliğince. Gözlerini gözlerinden kaçırmasaydı bir saniye bile. Tutabilseydi ellerini hiç bırakmamacasına, okşayabilseydi saçlarını hiç yorulmamışçasına, öpebilseydi baldan tatlı dudaklarını doyasıya aşksız geçen yılların intikamını alırcasına. Neredeydin ey sevgili, niçin bunca senedir beklettin bekletip harap ettin beni diyebilseydi. Sitem edebilseydi içten içe ya da gözbebeklerinin içine bakıp haykırırcasına.

Evet, ben tekim ve belki de anlamsız bir hiçim. Gel ki seninle birlikte bütünleşelim. Zaten yazar, ”Aşk, iki olup yine de bir olabilmektir.” demiyor muydu? Gel ki bir elmanın iki eşit yarısı olalım. Gel ki aynı yastığa ebediyete kadar beraber başkoyalım. Ben bir hiçim sen olmadan. Bekletme gel artık gel de aydınlat beni bu koyu karanlıklar dünyasında yolumu kaybedip mahvolmadan. Sorgulayamıyorum hayatın anlamını sen yokken yanımda. Sensiz hiçbir zaman nefes alamayacağımı düşünüyorum tek başıma olup da hüznün kahpe işgallerine maruz kaldığım müdafaasız, çaresiz ve güçsüz akşamlarında. Tat vermiyor artık seni beklediğim, seni özlediğim, seni düşündüğüm, sesini duyabilmek için küçücük bir umudu yüreğimde beslediğim gecelerde içtiğim tek tük sigaralar. Neden bana hep yabancı, neden bana hep düşman, beni niçin anlamıyor sevmek istediğim insanlar?İnsanlıklarını mı yitirdi acaba yollarda gördüğüm kalabalıklar?

Yürüyorum bir başıma bana hep seni hatırlatan, yalnızlığımı her seferinde yüzüme bir tokat gibi vuran, iğrenç kahkahalarıyla kulaklarımı sağır edercesine çınlatan ve beynimi zonklatan, ruhumda kasırgalar yaratan, kalbimde onarılamaz kırıklıklar meydana getiren ve iyileştirilemez yaralar açan bu acımasız şehrin köhne caddelerinden. Anlatamayacağım kadar çok korkuyorum ama yine de ağır ve kısa adımlarla geçiyorum ıssız, ruhsuz, sevgisiz, insansız ve masumiyetini kaybeden aşksız sokaklarından. Dünyanın sonuna kadar hep yaşayan bir ölü olacağımı tahayyül ediyorum eğer sen bana yar olmazsan. Bu hayal bile ürpertiyor beni. Tahammül dahi edemiyorum. Gizlice ağlıyorum. Gecenin kör karanlıklarında sessiz çığlıklar atıyorum, haykırıyorum fakat ne yazık ki sesimi duyuramıyorum. Ve çok korkuyorum. Sensizlikten korkuyorum, yalnızlıktan korkuyorum, seni sende yaşayamamaktan korkuyorum, aşkımı kalbime gömüp de hiç çıkaramamaktam korkuyorum, aklımın başından gitmesinden ve başımı alıp meçhule gitmekten korkuyorum, kurtlar sofrasında yem olmaktan korkuyorum, kurtlar imparatorluğunda bir köle olmaktan korkuyorum…

Ne olursa olsun zihnimden silip atamıyorum seni. Söküp çıkaramıyorum kalbimden sana olan mukaddes sevgimi. Tutsağın olmuşum ben senin. Ellerime kelepçeler vurulmuş, ayaklarıma prangalar takılmış, vücudum zincirlerle bağlanmış. Efendimsin sen benim. Ağzından çıkacak cümleyi pürdikkat dinleyip emrini yerine getirecek itaatkar askerlerin. Ya azat edeceksin beni ve sonsuza kadar yaşayacağım yani sana kavuşacağım. Ya da köle statüsünde kalmamı söyleyeceksin ve ben hep kölen olup zindanlarda çürüyeceğim yani senin olamadan ebediyete intikal edeceğim. Evet birtanem tercih senin. Ya yaşatacaksın beni ve Allah’ın yarattığı bütün nimetlerden faydalanacağım. Ya öldüreceksin beni henüz hayatımın baharındayken mezarımı kendi ellerimle kazıp cehennemi tadacağım. Kimbilir belki de cennete varacağım. Kraliçemsin sen benim. Senin için dünyanın bütün ülkelerini, bütün kıtalarını bile fethedebilirim. Hayatımsın sen benim. Tercihin hangisi olursa olsun ben yine de hep seni seveceğim!…

NOT: Bu denemem, üniversite yıllarımızda birbirinden değerli arkadaşlarımızla birlikte çıkardığımız ”Kırk Bir Kere Edebiyat” dergimizin 7. sayısında (Ekim-Kasım-Aralık 2008) yayınlanmıştır. Bugün Sevgililer Günü olduğundan ve belki de birçok insanın duygularına tercüman olacağını düşündüğümden paylaşılmıştır… Keyifli okumalar dilerim…

 

SALİH ŞENÖZ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s